"Dede ormanlara gidelim,hadi dede katina toplayalım,dede sen kral ol biz sana çamların dökülen iğne yapraklarından saray yapalım"....
Florya Atatürk ormanının hala el değmemiş köşelerinde belkide gizlenmiştir bu sözler,bir zamanlar önünden küçücük bir dere akan,içinde otopark ve araba galerisi bulunmayan benim mis kokulu ormanmın....
Dün Florya'da yürüyüş yaparken çocukluğumun Florya'sını düşündüm gözlerim dolarak.Nasıl bir değişim gösterdi, nezaman bu hale geldi hiç anlayamadım.İstanbul'un en müstesna, en güzel semtlerinden biri olan Florya,benim neredeyse doğduğum günden beri tanıdığım bu güzelim yer şimdi başka kollarda....
Tren istasyonundan indiğimiz anda eğer yorgunsak ve canımız yürümek de istemiyorsa evimize gitmek için faytona binerdik.Yaz geldi mi denize girmeğe gelenlerin kalabalığı sarardı istasyonu,kiralık mayoların tuzlu deniz kokularına güneş yağlarının kokuları karışırdı...İki büyük plajın arasında Florya'nın eski sahipleinin denize girdiği Florya kulübü vardı.Eski sahipleri diyorum çünkü artık çoğu yok ya öldüler ya da bu acımasız değişime göz yumamayıp terk ettiler.Bizler gibi tek tük kalanlarla da artık arada sırada yollarda karşılaşıyoruz.
Bu gün yol kenarlarında tek tük rastladığım, herkesin böğürtlen olarak bildiği ama nedense benim ve kardeşlerimin katina dediği bitkiler doluydu her yer.Dedemle çıktığımız kısa gezilerde bunları toplar yerdik annemin bütün kızmalarına rağmen "kızım yemeyin yıkamadan,atlar üstlerine çişlerini yapıyor siz de yiyorsunuz".Ah canım annem doğru söylüyordu tabiki ama o gün nerden bilecekti bu gün yediklerimizin yanında o gün yıkamadan yediklerimizin bile ne kadar doğal kaldığını...
Minicik bir okulumuz vardı,öğretmeni müdürü ahbap.Sabahtan öğleye kadar öğretmenimiz,öğleden sonra annemlerin arkadaşı.Okula giderken hiç yola çıkmazdık,uçsuz bucaksız çayırlardan evlerle dolmamış tarlalardan giderdik okulumuza.Patikada yürürken okulun kapısından içeri girişimize kadar gözlerdi annem evin penceresinden.Üst sokakta komşunun çocuklarına seslenmesini duyardık,bilemezdik ki o sokakla aramızdan bir sokak daha geçeceğini.Herkes birbirini tanır,bilir,sayardı. O zamanlar sevgi, vefa ve bir" fincan kahvenin kırkyıl hatırı vardır"sözünü herkes çok iyi bilirdi.Belki büyük marketler yoktu ama küçücük iki bakkal işimizi görürdü.
O günlerde doğru dürüst oymak için oyuncağımız bile yoktu.Herşey yurt dışından kaçak gelirdi.Amerikan pazarı denilen yerlerden alınırdı bazı özel şeyler.Bu yokluk bize belki de oyun oynamadaki yaratıcılığımızı öğretti , kimbilir....Muammer ağabeyimin yaptığı içine hiç tavuk girmemiş olan kocaman kümesin içinde kızılderililerden saklanırdık çocuk hayallerimizde,hala bu gün o oyunun heyecanını hatırlarım.Akasya yapraklarından para, gül yapraklarından oje ve ruj yapardık.Dörde katlanarak çanta haline getirilmiş bir gazeteye doldururduk yaprak paralarımızı ve bir sopanın ucuna bağlanmış ipi çekerek atımızı sürerdik dörtnala kocaman bahçemizdeki mısırların arasına.Bazı arkadaşlarımızın babaları yurt dışına çıktımı bebek getiridi, benim de barbi ile tanışmam bu yüzden çok eskilere dayanır.Hoş benim hiç barbim olmadı ama kızımın barbileri daha on çoçuk büyütür.Esra doğduğu zaman harika bir bebek getirdi annem ve babam, "al bak sana kardeşin hediye getirdi".Aslında mevzu kıskançlığı önleme.Vallahi o günün çocukları da bu günlerin çocuklarından çok farklıymış ki saf saf inanırdık tüm kalbimizle.Benim de muhteşem ve yegane bebeğimle tanışmam da işte böyle oldu.
Dedemle gezmeğe bayılırdık.Tüm torunlarını toplar ormana götürürdü.İşte "dede ormanlara gidelim"sözü de burdan çıkmıştır.Muhteşem bir dedeydi Hacı Ahmet Bey,nurlar içinde yatsın,dünyanın en tatlı adamıydı bana göre.Komik,nüktedan, herşeyden haberdar,herşeyi bilen bir insandı.Hiç bir şeye kızmaz her dediğimizi yapardı.Halamın oğlu için masanın altına girip emeklediğini bilirim.Bazan nasıl özlüyorum o günleri,kokusu geliyor buram buram burnuma...Her kayıp bir yıkım yaratıyor içimde ...Floryam gibi sevdiklerimi de kaybetmekten korkuyorum, korkuyorum çok korkuyorum....
Nazlı'nın Dünyası
18 Ocak 2013 Cuma
1 Kasım 2012 Perşembe
SAMANYOLU
" Ünlü ses sanatçısı Berkant yakalandığı amansız hastalıktan kurtulamadı".Berkant'ın ölümünü böyle duyuruken spiker,Samanyolu'un öksüz kaldığından hiç bahsetmiyordu.Oysaki Samanyolu benim için çocukluk anılarımın en unutulmazlarından biridir.Bu gün hala tazeliğini korur.Hatta hatta, gönül verdiğim Fenerbahçe'min maçlarında Saraçoğlun'da her çaldığında beni o günlere, muhteşem geçen ve doya doya yaşadığım çocukluğuma götürür.
Altmışsekiz yılının sıcak yaz günlerinden biri. Bahçede ki çiçek kokuları bugün bile hala burnumda.Kuzenlerimle oyun oynuyoruz,bahçe kapısı yavaş yavaş açılıyor Ayşe halam her zaman ki şıklığı ile içeri süzülüyor.Muhtemelen ya çiçeği burnunda bir eczacı yada son sınıfta okuyor,benim genç kız idolüm güzel halam.Elbiseleri ,ayakkabıları ,ojeleri o kadar güzel ki hep onun gibi olmak istiyorum.Koşarak bacaklarına sarılıyorum.Elinde bir poşet var, "bakın" diyor " ne aldım".Poşet açılıyor kırkbeşlik bir plak çıkıyor içinden."Bekleyin,şimdi dinleteceğim " diyor halam merdivenleri tüm endamıyla çıkarken. Çok hayranım, büyüyünce ben de onu gibi olacağım diyorum içimden.Kapılar ardına kadar açılıyor ve pikaptan Samanyolu'nun muhteşem nağmeleri bahçedeki renğarenk açmış Saraypatlarının ,Aslanağızlarının kokularına karışıyor....Bir şarkısın sen ömür boyu sürecek,dudaklarımdan yıllarca düşmeyecek.
Bu gün hala o güzelim bahçedeki Saraypatları , Aslanağızları bütün renkleriyle gözlerimin önünde,kokuları hala burnumda ve Samanyolu nağmeleri kulaklarımda.Güzel halam ise hiç eksilmeyen zerafeti ile yanımda...
22 Ekim 2012 Pazartesi
CİCİANNEM
Güzel başlayan 2012 yılı,hüzünlü bir baharı aileme yaşatırken yıkımının en büyüğünü ise Sonbahara, Ekim'in 2 sine saklamıştı sinsice...Hiç düşünmemiştim,ya da düşünmekten hep kaçınmıştım ailemde yaşayabileceğim bir kayıbı.Oysa çok iyi biliyorum bu dünyada hiç birimizin kalıcı olmadığını ve sıramız geldiğinde birer birer sevdiklerimize veda edeceğimizi.Biliyorum biliyorum da Ciciannemi kaybetmeyi bilememişim,hem de hiç bilememişim....
O,kökleri olan bir çınardı benim için tıpkı Villa Memalik'in önündeki ulu çınarlar gibi.Rüzgarda savrulurken yaprakları, toprağa sımsıkı tutunmuş kökleriyle hiç yıkılmıyacakmış gibi duran evimin bekçileri çınarlar...Ben doğdum Ciciannem vardı, ben çocuk oldum o yine yanımdaydı,büyüdüm anne oldum,hep ama hep vardı ben yokluğunu hiç bilemedim ki...
Bu gün onun o yüce anısına, Bezciyan Ermeni İlköğretim Okulunda bir yemek verdiler.Hep bir ağızdan küçük öğrenciler müdür hanımın idaresinde kendi dillerinde dua ettiler Ciciannem için, yani Ferda öğretmenin annesi Müzeher Özaydil'e .Gözyaşalarım sel oldu aktı, duyguların en yoğunlarından birini yaşadım.Cicianneciğim duydun mu,sesler sana ulaştı mı.Bir zamanlar eğittiğin ve hep gururla bahsettiğin öğrencilerin gibiydi hepsi.Eminim görseydin sen de çok onur duyardın tıpkı benim çok onurlandığım gibi.
Ben seni çok ama çok sevdiğimi yaşarken sana hissettirdiğimi düşünüyorum.Çünkü bizim bağlarımız karşılıklıydı,ben senin sıcacık sevgini hep içimde hisettim,sözlere gerek duymadan.Keşke ah keşke bunları kağıda değilde sana söyleyebilseydim ve ne olur Ciciannem gitme diyebilseydim....
Gitiiğin yere nurlarını da götürdüğünü biliyorum,ışıklar içinde uyu canımın içi mekanın Cennet Bahçesi,komşuların senin gibi Melekler olsun.Hep ama hep anılarımın en özel ve en güzel köşelerinin birinde yaşayacaksın.
DUALARIM SENİNLE....
O,kökleri olan bir çınardı benim için tıpkı Villa Memalik'in önündeki ulu çınarlar gibi.Rüzgarda savrulurken yaprakları, toprağa sımsıkı tutunmuş kökleriyle hiç yıkılmıyacakmış gibi duran evimin bekçileri çınarlar...Ben doğdum Ciciannem vardı, ben çocuk oldum o yine yanımdaydı,büyüdüm anne oldum,hep ama hep vardı ben yokluğunu hiç bilemedim ki...
Bu gün onun o yüce anısına, Bezciyan Ermeni İlköğretim Okulunda bir yemek verdiler.Hep bir ağızdan küçük öğrenciler müdür hanımın idaresinde kendi dillerinde dua ettiler Ciciannem için, yani Ferda öğretmenin annesi Müzeher Özaydil'e .Gözyaşalarım sel oldu aktı, duyguların en yoğunlarından birini yaşadım.Cicianneciğim duydun mu,sesler sana ulaştı mı.Bir zamanlar eğittiğin ve hep gururla bahsettiğin öğrencilerin gibiydi hepsi.Eminim görseydin sen de çok onur duyardın tıpkı benim çok onurlandığım gibi.
Ben seni çok ama çok sevdiğimi yaşarken sana hissettirdiğimi düşünüyorum.Çünkü bizim bağlarımız karşılıklıydı,ben senin sıcacık sevgini hep içimde hisettim,sözlere gerek duymadan.Keşke ah keşke bunları kağıda değilde sana söyleyebilseydim ve ne olur Ciciannem gitme diyebilseydim....
Gitiiğin yere nurlarını da götürdüğünü biliyorum,ışıklar içinde uyu canımın içi mekanın Cennet Bahçesi,komşuların senin gibi Melekler olsun.Hep ama hep anılarımın en özel ve en güzel köşelerinin birinde yaşayacaksın.
DUALARIM SENİNLE....
2 Mayıs 2012 Çarşamba
VEDA....
Veda etmek gerçekten çok zor oldu.Hoşçakal demeyi hiç istemedim ama hiç.
Şaka gibiydi tüm yaşananlar.Kırk küsur yılda biriktirdiğin herşeyi bir anda yok etmeye çalışıyorsun ve en acısı hatıralar ve anılar içinde yüzerken onları hallaç pamuğu gibi atıyor,haraç mezat biryerlere savuruyorsun.Ve kaçınılmaz son, tüm benliğinde kalan tarifi imkansız sızı.Gülerken ağlayıp ,ağlarken gülmek de böylesi bir durumun sana bıraktıkları...
Papatyalar da beklemiyordu böyle bir sonu.Oysa şirin görünmek için bütün güçleriyle fırlamışlardı topraktan ve hiç bir yıl böylesine kalabalık toplanmamışlardı.Onlar terkedilmek istemedi ben de terketmek.
Yaşlarım kuruyacak,içimdeki hüzün yavaş yavaş kaybolacak ama ben yinede pembe evin önünden geçmemek için yolumu değiştireceğim...
Nazlı Yücel
24 Nisan 2012 Salı
RESULTANTE İMPORTANTE
Fenerbahçe Galatasaray maçı üstünden günler geçti ama hala yankıları devam etmekte.Bu iki takım ne zaman maç yapsa daha maç gününden bir hafta evvel yorumlar başlar, favoriler belirlenir, heyecanı doruklara taşıyacak her türlü konuşma yapılır, ortam gerilirde gerilir...Öyle bir hal alırki bu durum, seninle aynı takımı tutmayan, birlikte yaşadığın sevdiklerinle bile huzursuzluk içinde yaşamaya başlatır günler öncesinden.Belki de ortam, benim ailemde herkesin koyu taraftar olmasından gerilir bilemiyorum ama insana kendini kötü hissettirir.Takımlar yüzünden sürekli tartışmak,özelliklede Galatasaray taraftarı fanatik bir eşle yaşamak ne kadar zordur, yaşamadan kimse bilemez, hele bir de Fenerbahçe'ye doğduğun günden itibaren sevdalı isen...Hep galip geldiğin saatleri hayal ederek yaşarsın bir hafta ve hep içinde seni acıtan tüm söylemlere bir cevap hazırlarsın.
İşte böyle günlerden birini yaşadık geçtiğimiz Pazar günü ,Nisan'ın 22'sinde.Tabiki maç sonunda sevinen taraf yine bendim her zaman olduğu gibi...Yenildiysen de susacaksın arkadaş artık bakmayacaksın ona buna yok oynadım yok seni ezdim demeyeceksin efendi gibi sessizliği tercih edeceksin bu gün seni yendiysem tabiki tadını çıkarmak hakkım.Hem sizin teknik direktörünüz Fatih Terim değilmiydi yıllar önce "Bologna oynadı siz tur atladınız "sözü üzerine" RESULTANTE İMPORTANTE" diye cevap veren...Bu sözü de artık ben açıklamayayım,bir zahmet bilmiyorsanız araştırıverin...
Nazlı Yücel
İşte böyle günlerden birini yaşadık geçtiğimiz Pazar günü ,Nisan'ın 22'sinde.Tabiki maç sonunda sevinen taraf yine bendim her zaman olduğu gibi...Yenildiysen de susacaksın arkadaş artık bakmayacaksın ona buna yok oynadım yok seni ezdim demeyeceksin efendi gibi sessizliği tercih edeceksin bu gün seni yendiysem tabiki tadını çıkarmak hakkım.Hem sizin teknik direktörünüz Fatih Terim değilmiydi yıllar önce "Bologna oynadı siz tur atladınız "sözü üzerine" RESULTANTE İMPORTANTE" diye cevap veren...Bu sözü de artık ben açıklamayayım,bir zahmet bilmiyorsanız araştırıverin...
Nazlı Yücel
19 Nisan 2012 Perşembe
ÖZLEM
Nedendir bilmiyorum Bodrumu özlüyorum bu günlerde.Kokusunu,kuru sıcagını,güneşin muhteşem batışını begonvillerini en çok da orada yaşamayı seçen annemle babamı özlüyorum.Galiba ben artık herşeyi özler oldum, garip bir doyumsuzluğum var son zamanlarda .
Hani sahilde hafif bir rüzgar eser ya ılık ılık bunaltmadan. Güneş kemiklerine sızarken sıcacık, sonra ayaklarını kuma gömersin ya yavaş yavaş ve denizin şırıltısını dinlerken, uzaklardan yeni moda olmuş bir müzik duyulmaya başlar ya kulaklarında,işte o anı yaşamayı özlüyorum yağmur yağarken İstanbul'da.
Hani sahilde hafif bir rüzgar eser ya ılık ılık bunaltmadan. Güneş kemiklerine sızarken sıcacık, sonra ayaklarını kuma gömersin ya yavaş yavaş ve denizin şırıltısını dinlerken, uzaklardan yeni moda olmuş bir müzik duyulmaya başlar ya kulaklarında,işte o anı yaşamayı özlüyorum yağmur yağarken İstanbul'da.
18 Nisan 2012 Çarşamba
ESKİ ZAMANLARDAN
Altmışsekiz senesinin haziran günlerinden biri büyük ihtimallede hafta sonu.Hava sıcakYenikapı'daki Aydil aparmanının önünde kocaman bir kamyon,bekliyor.Bu seferki kasasının yeni konukları Ferudun Bey ve Nazan Hanımın evindeki eşyalar.O eşyalar bir iki yazdır hiç üşenmeden toplanıp Florya'daki yazlık evde götürülür ve yine aynı özenle toplanıp Eylül ayında Aydil apartmanının ikinci katındaki evimize taşınır. O gün çok sevinçliyim, içimdeki çoşku bu gün bile tazeliğini korumakta.Kuzenlerimle bahçede oynamak,denize girmek ve ağaçlardan sulu sulu can eriklerini toplayıp yemek.Nasıl bir keyiftir ki bu o günlerin kokusu hala burnumda.Beş yaşındayım, Esra bebek .Aslı'nınsa ağladığında altını ıslattığı zamanlar.
Kamyonla birlikte yol almaktayız,sanki asırlar kadar uzun bir yol. Önce çimenlerin kokusu duyulmaya başlıyor,sonra yeşillerin içinde bir pembelik bize hoşgeldin diyor.Öyle güzel öyle asil ve öyle heybetli ki görenleri hayran bırakıyor.Sağ taraftaki üst kat babaannemle dedemin.Onların altında Mehmet amcamlar oturuyor.Bizim üst katımız ise Fahri amcamların.Herkes orda, hepimiz beraberiz.Halam,eniştem ve Pınar'ı Yenikapı'daki evde bıraktık ama onlar da gelecek biliyorum.Çok mutluyum çok ,birlikteyiz ya.
Rüzgar bugün sert esiyor,sanki savrulduk,dallarımız biraz yara aldı. Ama kısa zamanda toplanacağız biliyorum,o güzel günlerin kokusu böylesine tazeyken bizi kimsenin eğmeye gücü yetmez.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





